Seçime günler kala AKP’liler bile güvenmiyor… Kaygı had safhada!

AKP’nin uzun süre iktidarda kalmasının birçok nedeni var. Bırakın bir yazıyı tek başına bir kitap konusu bu konu. İktidarda kalmasının nedenlerinden birinin de ustaca geliştirildikleri toplumsal kutuplaşmanın olduğuna inanıyorum.

Kutuplaşmanın etkisi ile her iki mahalle de kendi eko çemberinde yaşadı, yaşıyor. Giderek birbirini anlamakta zorlanıyor. Birinin oy verme motivasyonu diğerinin öfkesinin ana kaynağına dönüşüyor. Temas etmedikleri için sayısal olarak ne kadar bir büyüklük yarattığını bilmiyor belki de bilmek istemiyor.

Tam da bu nedenle, özellikle muhalif blokta yıllardır şu soru ile karşılaşıyoruz “bu AKP’ye kim oy veriyor”. Özellikle orta üstü ve üst gelir grubundaki muhalif seçmen yıllardır bu soruyu sadece soru olarak kullanmıyor. Kafasındaki şaibeye karşı bir ima olarak da kullanıyor. Asıl yanıtını aradığı konu şu ki “ben bugüne kadar AKP’ye oy veren kimseye denk gelemedim. O zaman bunlar oyları çalıyor.” Aslında farkında olmadığı durum, kendi eko çemberinde yaşadığı.

Öylesine kapalı bir çevrede yaşıyor ki, bu insanlar AKP’nin iktidarda kalıp kalmayacağını anlamaya çalıştığı kesimler bile sınırlı. Eve gelen temizlikçiye, kapıcıya ve taksiciye soruyorlar. Hatta bunu anlattığım çok iyi eğitimli bir dostum beni uyarmıştı ve sordukları arasında “Migros’taki kasiyer kız da var” demişti.

Yanlış anlaşılmak istemem. Bu durumu hafife almadığım gibi çok da değerli buluyorum. Sonuç olarak ülkesindeki gerici bir iktidarın değişimi için kafa yormak, çaba harcamak son derece değerli bir tutum. Sadece içine düşürüldüğümüz durumu özetlemeye çalışıyorum.

Aynı kapalı bir grupta yaşama örneğini iktidarı destekleyen seçmenler için de çokça verebiliriz. İşte bu durum nedeniyle, rasyonel nedenler üretemeyen kitleler irrasyonel nedenleri aramaya başlıyor. O da; oylar çalınıyor!

Öncelikle ben de Türkiye’de sandıktaki oyun %100’ünün seçim sonuçlarına yansıdığını düşünmediğimi ifade etmek isterim. Fakat bu büyük bir oy hırsızlığına inandığımı da göstermez. Özellikle kırsalda oyların eksik sayılması, sandık görevlisi olmayan partilerin oylarının bir kısmını türlü gerekçelerle geçersiz sayma vb. birçok sandık hilesi oluyor. Örnek verecek olursak, bana göre çok partili hayata geçildiğinden bu yana Urfa’nın belirli köylerinde hiçbir zaman gerçek anlamda seçim olmadı. Buna birçok Doğu ve Güneydoğu Anadolu şehirlerindeki köylerden örnekler ekleyebiliriz. Ama burada önemli olan, bunların ne kadar olduğu. Seçim sonucunu değiştirecek bir büyüklükte hiçbir zaman ulaşmadı. Eğer olsaydı, kamuoyu yoklamalarının o seçimlerde tamamının yanılmış olması gerekirdi. Oysa birçok meslektaşım geride kalan sürede çok başarılı tahminler yaptı.

Tüm bu sandık hilesinin sonuçları belirlediğine dair inançlar sandığa güveni tüketti. Sandığa güvenin tükenmesinin ise büyük sonuçları oluyor. Kısaca özetlemek gerekirse sandığa güven tükendiğinde;

• Seçime katılım düşer (Bu nedenle 31 Mart 2019 İstanbul seçiminde muhalif seçmenin önemli bir bölümü sandığa gitmedi )

• Toplumsal gerilim artar

• Demokrasiye inanç azalır

Peki oyların çalındığına inananların oranı nedir? Bu hafta özellikle seçim yaklaştığı için bu konuyu da ölçtük. Birlikte inceleyelim.

Türkiye genelinde oylar çalınmayacaktır diyenlerin oranı toplamda %27,7’de kalıyor. Üstelik bu oranı oluşturan seçmenin neredeyse tamamı diyebileceğimiz bir oranı AKP ve MHP’ye oy veren seçmenden oluşuyor. Doğrudan çalınacak diyenlerin toplamı CHP seçmeninde %72,6, İYİ Parti seçmeninde %63,1 ve HDP seçmeninde %82,4. Bu oranlara baktığımızda bu konunun muhalefet seçmeni için bir sorun olmaktan çıkıp bir ızdıraba dönüştüğünü söyleyebiliriz. Oyunun çalınacağına inanmış insanlara sandığa git ve iktidarı değiştir diyoruz.

Üstelik bu oranlar 2019 başarısının ardından gelen oranlar. 2019 yılında başta İstanbul olmak üzere, İzmir’de, Ankara’da, Adana’da sandık konusunda sembol olacak performanslar gösterilmesine rağmen bu sonuç çıkıyor.

Sandığa dair kaygının varlığını hem anlıyor hem de gerekli buluyorum. Kaygı disiplini getirir. Harekete geçmeyi sağlar. Önlem alma ihtiyacını hatırlatır. Fakat itirazım bunun korkuya evrilmesine. Korkuya dönüşmesi en başta sandığa katılımı düşürür. Katılım düştüğünde geri kalan her şey bir teferruattan ibaret kalır. Kaygıyı diri tutmak ama korkuya dönüştürmemek gibi bir yükümlülüğümüz var. İki hafta kala özellikle hatırlatmak istedim.

Ertan Aksoy

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*